Işığın tüm dalga boylarını görebilseydik ne olurdu? Sonuç sandığınız kadar masum değil

Işık, temel tanımıyla farklı dalga boylarına sahip bileşenlerden meydana gelen bir elektromanyetik radyasyon türüdür.

Günlük hayatta renkler ve şekiller olarak algıladığımız görünür ışık ise aslında evrende var olan tüm ışık spektrumunun sadece çok küçük bir kısmını oluşturur.

Bilim insanlarına göre eğer ışığın tüm dalga boylarını görebilseydik, bu durum insan zihni için son derece bunaltıcı ve kafa karıştırıcı bir deneyim olurdu.

Böyle bir senaryoda bildiğimiz anlamdaki renkleri göremeyecek ve her şeyi ısının farklı tonlarında algılamaya başlayacaktık.

Görüş yeteneğimizdeki bu radikal değişim sonucunda diğer nesnelerin arkasını görebilme şansımız olacaktı, ancak bu durum estetik açıdan pek de hoş olmayan sonuçlar doğuracaktı.

İnsanlar her zamanki tanıdık görüntülerinden uzaklaşarak çok daha korkutucu ve yabancı silüetlere dönüşeceklerdi.

RADYO DALGALARI VE GÖRSEL KİRLİLİK

Modern dünyada kullandığımız akıllı telefonlardan televizyonlara, bilgisayar ağlarından gezegenimizin yörüngesindeki yapay uydulara kadar neredeyse her teknoloji radyo dalgalarıyla çalışmaktadır.

Eğer bu dalgaları görebilseydik, gökyüzü ve çevremiz sürekli yanıp sönen ve hareket eden bir ışık cümbüşüne dönerdi.

Bu modern teknolojik kolaylıkların dışında, evrendeki hemen hemen her gök cismi de doğal olarak radyo dalgaları yayıyor.

Dolayısıyla bu dalgaları görebilmek gözlerinize yarardan çok zarar verecek ve beyninizin bu yoğun veri akışını işlemesi imkansız hale gelecekti.

PARLAK BİR DÜNYA

Günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız mikrodalga fırınlar, GPS cihazları ve trafik gözetleme sistemleri gibi teknolojiler mikrodalga yayılımı yapar.

Eğer gözlerimiz bu dalga boyunu algılayabilseydi, bu cihazlar ve sistemler gözümüze çok parlak bir şekilde aydınlatılmış olarak görünecekti.

Şehir hayatı, her yerden yayılan mikrodalga ışımaları nedeniyle göz kamaştırıcı ve rahatsız edici bir parlaklığa bürünürdü. Bu durum, odaklanmayı zorlaştırarak günlük yaşamı neredeyse imkansız hale getirebilirdi.

KIZILÖTESİ GÖRÜŞ VE ISI TONLARI

Kızılötesi görüş yeteneğine sahip olsaydık, dünyayı algılayış biçimimiz kökünden değişir ve renkler esasen kaybolurdu. Nesneleri ve canlıları, yaydıkları ısıya göre farklı tonlarda görmeye başlardık.

Bu görüş modunda bir nesne ne kadar sıcaksa, gözümüze o kadar parlak görünürdü. İnsanlar da vücut ısısı yaydıkları için, etrafınızdaki herkesi ne kadar sıcak olduklarına bağlı olarak parlayan varlıklar şeklinde görürdünüz.

ULTRAVİYOLE IŞIKLARI GÖREBİLİRİZ

Normal şartlarda insanlar, gözlerinde sadece kırmızı, yeşil ve maviyi algılayan konilerin varlığı nedeniyle ultraviyole ışınlarını algılayamazlar. Ancak doğada ren geyiği, sockeye somonu ve kelebekler gibi bazı hayvanların UV ışığını algılamalarını sağlayan ek konileri bulunmaktadır.

İlginç bir şekilde insanlar da göz merceklerini feda etmeleri durumunda UV ışığını algılayabilir hale gelebilirler. Yaralanma veya ameliyat gibi nedenlerle göz merceğini kaybeden kişiler, UV dalga boylarını görebildiklerini bildirmişlerdir.

Bunun en ünlü örneği, katarakt ameliyatının ardından merceğinin çıkarılmasıyla imkansız renkleri görmeye başladığını belirten ünlü Fransız ressam Claude Monet'dir. Ayrıca bu görüşe sahip olsaydık, bilgisayar ekranları ve solaryum cihazları gibi UV ışığı yayan aletler çok daha parlak görünürdü.

RÖNTGEN GÖRÜŞÜNÜN GERÇEK YÜZÜ

Filmler ve popüler kültürün etkisiyle röntgen görüşünün, binaların içini veya insanların kıyafetlerinin altını görmemize olanak tanıyacağına inandırıldık. Ancak bilimsel gerçeklik, bu fantastik senaryodan oldukça farklıdır.

Gerçek şu ki, X-ışını görüşünüzü kullanarak birine baktığınızda görebileceğiniz tek şey onların iskelet yapısı ve kemikleri olurdu. X-ışınları çok küçük bir dalga boyuna ve yüksek enerjiye sahip olduğu için pek çok maddeye nüfuz ederek iç yapıyı gösterebilir.

X-ışını görüşüne sahip olmak, popüler kültürde yansıtıldığı kadar havalı bir deneyim olmayabilirdi. Atmosferde az miktarda X-ışını bulunduğu için gökyüzünü biraz farklı bir renkte görürdünüz ve gözlerinizi kapatıp uyumak için demirden yapılmış bir göz maskesine ihtiyaç duyardınız.

GAMA IŞINLARI

Elektromanyetik spektrumun frekans açısından en üst noktasında yer alan gama ışınları, etrafımızdaki hemen hemen her şeye nüfuz edebilen yüksek enerjili parçacıklardan oluşur.

Eğer ışığın tüm dalga boylarını görebilseydiniz, günlük hayatta çevrenizde çok fazla gama ışını kaynağı olmadığı için görüşünüzde büyük bir fark oluşmazdı.

Bununla birlikte, bu görüş yeteneği sayesinde gama ışınları yayan radyoaktif maddeleri net bir şekilde görebilirdiniz. Bu maddeleri parlayan tehlike kaynakları olarak algılayacağınız için onlardan uzak durmanız gerektiğini hemen anlardınız.

Paylaş
Teknoloji Turu'nu Google'da kaynak olarak ekle